MB reel sektörün sesini sonunda duydu mu?
Türkiye ekonomisinde aylardır aynı şikâyeti dinliyoruz: Faiz çok yüksek, finansmana erişim zor, kredi maliyeti üretimi ve ticareti taşıyamayacak noktaya geliyor.
İş dünyası, yılın ilk çeyreğinden bu yana yüksek faizlerin
piyasada yarattığı tahribatı anlatıyor. Buna bir de dezenflasyon politikası
kapsamında uygulanan sıkı likidite koşulları eklenince, işletmeler açısından
finansmana ulaşmak kadar mevcut borcu çevirmek de ciddi bir sorun haline geldi.
Nitekim TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da yüksek
enflasyon, faiz oranları ve krediye erişimde yaşanan sorunların KOBİ'ler
üzerindeki etkisini yakından izlediklerini ve sıkıntıları yetkili makamlara
ilettiklerini söylüyordu.
Züccaciyeciler Derneği Başkanı Burak Önder ise yüksek
finansman maliyetinin, yüksek faiz ve iç-dış pazarlardaki daralma sanayicinin
dayanıklılığını azalttığını belirtiyordu.
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan ise uzun süre uygulanan
sıkı para politikasını savunup “Sıkı para politikası kısa vadede üretim ve
tüketimi zorlayabilir ancak uzun vadede ekonomiyi daha dengeli, öngörülebilir
ve dışsal şoklara daha dayanıklı hale getirecek” diyordu.
Teoride doğru. Ama ekonomide sadece teori değil, sahadaki
sonuç da önemlidir.
Sahadan gelen verilere göre borç ödeme sorunu ekonominin
geneline yayılıyor
2026'nın ilk yarısında bankaların takipteki alacaklarında
yıllık artış yüzde 81'e ulaşırken, takibe düşen borçların yüzde 242 ile hızlı
arttığı sektör tarım oldu.
Tarımı yüzde 146 ile toptan ve perakende ticaret,
yüzde 106 ile metal sektörü, yüzde 103 ile imalat sanayisi ve
yüzde 84 ile tekstil izledi.
Bunlar aynı zamanda üreticinin, esnafın, sanayicinin ve
ihracatçının borcunu çevirmekte zorlandığının göstergesi.
İmalat sanayisinde takipteki borçların 132,9 milyar liraya
ulaşması, toptan ve perakende ticarette 115,8 milyar liraya çıkması, inşaatta
ise 60,6 milyar liraya ulaşması, sorunun artık münferit olmaktan çıktığını
gösteriyor.
Sonuçta ciro düşüyor, finansman maliyeti yükseliyor, borç
büyüyor.
Sanayicinin önündeki tablo da kolay değil. Bir tarafta
yüksek ticari kredi faizleri...Diğer tarafta maliyet baskısı...Üçüncü tarafta
ise dış pazarlarda yaşanan talep sorunları ve rekabet koşulları.
Tekstil ve hazır giyim sektöründe işletmeler, sipariş kaybı
nedeniyle üretimi sürdürmek için daha düşük marjlarla hatta bazı durumlarda
zararına satış yapmak zorunda kaldıklarını dile getiriyor.
İnşaat ve konut sektörü de yüksek faiz kıskacında olduğunu
ve yüksek faizin doğrudan satışlara ve yeni projelerin finansmanına yansıdığını
söylüyor.
Vatandaş pahalı kredi nedeniyle konut alamıyor, müteahhit
pahalı finansman nedeniyle yeni proje geliştirmekte zorlanıyor.
Tam da bu tablo tartışılırken Merkez Bankası'ndan dikkat
çekici bir karar geldi. TCMB, 1 Mart 2026 tarihinde ara verdiği bir hafta
vadeli repo ihalelerine yeniden başlayacağını açıkladı. Karar 23 Ağustos'ta
duyuruldu.
Bu teknik bir karar gibi görünebilir. Ama aslında para
politikasının uygulanış biçimi açısından önemli bir değişiklik.
Bu bir faiz indirimi değil ama, MB piyasaya “Yüzde 40'lık
fiili fonlama maliyetini aşağı çekebilecek bir alan açıyorum” mesajı
veriyor.
Merkez Bankası'nın önündeki en büyük sınav “Enflasyonla
mücadeleden taviz vermeden, reel sektörün finansman damarlarını tamamen
sıkmamak” olacak.
Şimdi gözler eylül ayındaki Para Politikası Kurulu
toplantısına çevrilecek.
Çünkü artık sadece enflasyonun nereye gideceği değil. Üretimin, yatırımın ve işletmelerin ne kadar daha yüksek faiz taşıyabileceği önemli.

Yorumlar
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com