Çiftçinin cebine giren para neden yetmiyor?
Tarımda yine aynı filmi izliyoruz.
Hasat geliyor…
Üretici fiyat bekliyor…
Devlet fiyat açıklıyor…
Ardından üretici “Bu fiyat yetmez” diyor.
Ziraat odaları itiraz ediyor.
Üretici örgütleri maliyet hesabını ortaya koyuyor.
Ve tartışma birkaç hafta sonra unutuluyor.
Ta ki bir sonraki ürünün fiyatı açıklanana kadar…
Oysa bu kez biraz daha dikkatli bakmak gerekiyor.
Çünkü fındıkta, çayda ve hububatta açıklanan 2026 fiyatları
bize sadece üreticinin ne kazandığını değil, Türkiye'nin tarım politikasında
nereye geldiğini de gösteriyor.
Gördüğümüz tablo şu:
Devlet fiyatı artırıyor ama maliyetler fiyat artışından
daha hızlı koşuyor.
Dolayısıyla üreticinin cebine giren nominal para artıyor,
fakat üreticinin gerçek kazancı aynı ölçüde artmıyor.
Hatta bazı ürünlerde üretici maliyetini ancak
karşılayabiliyor.
Bazılarında ise destek olmazsa doğrudan zarar riski ortaya
çıkıyor.
Fındıkta destek 255 lira, beklenti 300-320 lira
Aradaki fark küçümsenecek gibi değil.
Üretici neden 300 lira istiyor?
Çünkü artık sadece gübreyi ve ilacı hesaplamıyor.
İşçiliği, bahçenin bakımı, kokarca mücadelesini, mazotu ve en önemlisi, borçlanma maliyetini hesaplıyor.
Gelecek yıl aynı üretimi yapabilmek için
ne kadar paraya ihtiyacı olduğunu hesaplıyor.
Karadeniz'in eğimli arazilerinde fındık toplamak kolay iş
değil.
Makineleşme sınırlı. İnsan gücüne ihtiyaç var.
İşçilik pahalı. Günlük hasat yevmiyesi yaklaşık 2 bin liraya
ulaşmış durumda.
Dolayısıyla 255 liralık fiyatın üzerinde görünen birkaç
liralık marj, üreticinin cebinde düşündüğümüz kadar büyük bir kazanca
dönüşmüyor.
Üreticinin “Bu fiyat bana yetmiyor” demesinin nedeni de
burada.
Çayda rakam yükseldi ama işçilik de yükseldi
Çayda da aynı hesap var.
2025'te 25,44 lira olan yaş çay fiyatı 2026'da 35 liraya
çıkarıldı.
Yüzde 37,5 artış. Kağıt üzerinde önemli.
Ama çay üreticisinin önündeki en büyük giderlerden biri
işçilik.
Günlük yevmiye yaklaşık 3 bin lira. Ton başına toplama
maliyetinin yaklaşık 10 bin liraya çıktığı belirtiliyor.
Şimdi bir düşünün.
Bir ton yaş çayın satışından 35 bin lira gelir elde
ediyorsunuz.
Daha gübreyi, bakımı, taşıması ve diğer giderleri hesaba
katmadan 10 bin lirası toplama işçiliğine gidiyor.
Gelirin yaklaşık üçte biri sadece hasat için harcanıyor.
O zaman üreticinin “35 lira yetmiyor” demesi neden şaşırtıcı
olsun?
Üreticinin talep ettiği 44-45 lira da havadan söylenmiş bir
rakam değil.
Maliyet hesabının sonucu.
Buğdayda ilginç bir matematik var
Gelelim buğdaya.
TMO ekmeklik ve makarnalık buğday için ton başına 16 bin 500
lira açıkladı.
Arpa 12 bin 750 lira.
Devlet "Bir de destek vereceğim" diyor.
Temel destek, planlı üretim desteği ve sertifikalı tohum
desteğiyle buğdayda ton başına yaklaşık 3 bin 14 liralık destek oluşuyor.
Böylece üreticinin eline geçmesi beklenen toplam rakam:
Buğdayda 19 bin 514 lira.
Arpada ise: 15 bin 764 lira.
Buraya kadar sorun yok.
Hatta desteklerin üreticiyi rahatlatacağı söylenebilir.
Ama bir başka rakama bakalım.
Güneydoğu Anadolu'da buğday üretim maliyetinin 19 bin-20 bin
500 lira seviyesine ulaştığı hesaplanıyor.
İç Anadolu'da 17 bin 500-18 bin 500 lira.
Trakya'da 17 bin-18 bin lira.
Üreticinin maliyeti 20 bin liraya çıkmışsa, 19 bin 514 lira gelirle nasıl para kazanacak?
Meselenin özü burası.
Destek, kâr değildir
Tarım politikalarında çok önemli bir ayrımı gözden
kaçırıyoruz.
Devletin verdiği destek, üreticinin kârı değildir.
Destek, üretim maliyetini düşürmek veya üreticinin gelirini
korumak için verilen bir katkıdır.
Eğer üretici 20 bin lira maliyetle buğday üretiyor ve destek
dahil 19 bin 514 lira gelir elde ediyorsa, ortada hâlâ bir sorun vardır.
Üstelik bu hesabın içinde finansman maliyetleri, borç faizi,
arazi kirası gibi kalemlerin ne ölçüde bulunduğu da ayrıca sorgulanmalıdır.
Çiftçi çoğu zaman üretime cebindeki parayla başlamıyor.
Gübreyi, mazotu, tohumu borçla
alıyor.
Hasat yapıyor. Ürünü satıyor.
Sonra borcunu kapatıyor.
Dolayısıyla üreticinin eline geçen brüt para ile gerçek
anlamda kazandığı para aynı şey değil.
Türkiye'nin tarım politikasında kritik soru: “Çiftçiye
kaç lira verdik? Olmamalı!!!
Asıl soru:
Çiftçiyi gelecek yıl yeniden üretime sokabilecek kadar
para bıraktık mı?
Çünkü tarımda sürdürülebilirlik, sadece bugünkü fiyatla
ölçülmez.
Üretici gelecek yıl üretim yapamıyorsa bugün açıklanan
fiyatın hiçbir anlamı yoktur.
Çiftçi borçlanarak üretim yapıyorsa…
Hasat sonunda borcunu bile kapatamıyorsa…
Bahçesini veya tarlasını terk etmeye başlıyorsa…
Orada tarım politikasında ciddi bir problem vardır.
Fiyatı değil, maliyeti yönetmeliyiz
Türkiye'nin tarım politikası uzun yıllardır fiyat açıklama
merkezli yürüyor.
Hasat zamanı geliyor.
Fiyat açıklanıyor.
Üretici memnun oluyor veya tepki gösteriyor.
Sonra konu kapanıyor.
Oysa tarım politikasının yıl boyunca yönetilmesi gerekiyor.
Gübre, mazot, elektrik, tohum, işçilik ne olacak?
Kredi, sulama maliyeti ne olacak?
Bunlar açıklanan ürün fiyatından bağımsız değil.
Tam tersine, ürün fiyatının temelini oluşturuyor.
Bugün fındığa 255 lira verip üretim girdilerini yüzde 50 artarsa, çaya 35 lira verip işçilik maliyetini çok daha hızlı artırırsanız, üretici yine zorlanır.
Bir başka tehlike: Üreticinin üretimden kopması...
Sonuç?
Daha fazla ithalat, döviz ihtiyacı, yüksek gıda fiyatları…
Tarımda artık yeni bir denklem kurulmalı
Türkiye'nin artık tarım fiyatlamasında yeni bir modele
ihtiyacı var.
Ürünün yalnızca ortalama maliyeti değil, bölgesel
maliyeti hesaplanmalı.
Çiftçinin yalnızca maliyeti değil, makul kârı da
hesaba katılmalı.
Destekler hasattan sonra verilen bir “yardım” gibi değil,
üretim planlamasının parçası olarak görülmeli.
Ve en önemlisi…
Üretici fiyatı açıklanana kadar beklememeli.
Üretici daha ekim yaparken önünü görebilmeli.
Çünkü çiftçi ne kazanacağını bilmeden üretim yapıyor.
Sanayici, tüccar, hiçbir işletme böyle üretim yapmaz.
Çiftçiden de bunu beklememeliyiz.
Son söz
Çiftçiye “Bu yıl şu kadar verdik” demek kolay.
Zor olan, çiftçinin bir yıl sonra yeniden aynı tarlaya
girmesini sağlayacak ekonomik şartları yaratmak.
Çünkü çiftçiyi bugün kurtarmak başka…
Çiftçiyi yarın da üretimde tutmak başka.
Ve Türkiye'nin artık birincisinden çok, ikincisine ihtiyacı var.

Yorumlar
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com