Enflasyon düşüyor deniliyor ama vatandaş neden ikna olmuyor?
Ekonomi yönetimi, dezenflasyon sürecinin devam ettiğini ve sıkı para politikasının sonuç vermeye başladığını anlatırken, ancak enflasyonla mücadelenin henüz istenen noktaya ulaşmadığına da inceden vurgu yapıyor.
Mesela; Merkez Bankası yıllık enflasyondaki gerilemeyi
başarı göstergesi olarak sunuyor. Teknik olarak haksız da sayılmaz. Baz etkisi,
sıkı para politikası ve zayıflayan iç talep enflasyonun hızını aşağı çekiyor.
Nitekim iç talebe bakılınca, kredi büyümesindeki yavaşlama,
tüketimde daha ölçülü bir seyir ve finansal koşullardaki sıkılaşmanın,
enflasyon üzerindeki talep baskısını azalttığı görülüyor.
Bununla birlikte risklerin tamamen ortadan kalktığını
söylemek mümkün değil. Hizmet enflasyonu, kira fiyatları ve enflasyon beklentileri
hâlâ politika yapıcıların yakından izlediği alanlar arasında yer alıyor. Döviz
kurundaki hareketlerin fiyatlar üzerindeki etkisi geçmiş dönemlere göre
zayıflamış görünse de kur gelişmeleri enflasyon açısından önemini koruyor.
Ekonomi yönetiminin mesajlarından faiz politikasında erken
ve hızlı bir gevşemenin bugün gündemde olmadığını anlamalıyız.
Ancak, önümüzdeki dönemde ekonomi yönetiminin temel sınavı,
fiyat istikrarını sağlarken, büyüme ve istihdam üzerindeki olası maliyetleri
dengeli biçimde yönetebilmek olacağını da belirtmek gerekiyor.
Öte yandan dezenflasyon süreci ve sıkı para politikası sürüyor ancak, enflasyon düşerken, fiyatların düşmemesi vatandaş için niçin inandırıcı gelmiyor?
Çünkü, vatandaşın cebindeki gerçeklik, açıklanan oranlardan farklı
bir hikâye anlatıyor.
Vatandaşın markette, pazarda ve kirada karşılaştığı rakamlar
hâlâ yüksek. Maaş artışları enflasyonun gerisinde kalırken satın alma gücü her
geçen ay biraz daha eriyor. Enflasyon oranının yüzde 70'ten yüzde 30'a
gerilemesi, fiyatların normale döndüğü anlamına gelmiyor; yalnızca artış
hızının yavaşladığını gösteriyor.
Ekonomi yönetimi de bu süreci olumsuz yönde tetikleyen hizmet
enflasyonu konusunda hassas. Kira, eğitim, sağlık, lokanta ve benzeri hizmet
kalemlerinde fiyat artışlarının dirençli olduğunu kabul ediyorlar. Gerçi bütün
bu sürece bakıldığında, enflasyon mücadelesinin en zor aşamasına gelindiği de
görülüyor.
Tabii dezenflasyon sürecinde ekonominin kredi büyümesinin
yavaşlaması, iç talebin zayıflaması, finansmana erişim konuları yönüyle
bakıldığında ciddi bir bedel ödediğini de kabul edelim. Dolayısıyla bu
gelişmeler üretim, yatırım ve istihdam açısından da risk oluşturuyor.
İmalat sanayisindeki durgunluk, kapasite kullanımındaki
yavaşlama ve şirketlerin finansman maliyetlerindeki artış, yalnızca enflasyonla
mücadele başlığı altında değerlendirilemez. Enflasyonu düşürürken üretim gücünü
aşındıran bir süreç uzun vadede yeni sorunlar doğurabilir.
Eğer üretim yeniden güçlenmez, verimlilik artmaz ve mali
disiplin para politikasıyla aynı doğrultuda ilerlemezse, enflasyondaki her
düşüş yeni kırılganlıklar üretebilir.
Dolayısıyla ekonominin başarısı yalnızca enflasyon grafiğiyle ölçülemiyor. Aynı anda yatırımın, istihdamın, üretimin ve vatandaşın alım gücünün de güçlendirilmesi gerekiyor.

Yorumlar
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com