Emtia fiyatları 2026’da durgunluk kapısını aralar mı?
ABD-İsrail- İran arasında bu yılın şubat sonunda başlayan savaşın
bugünlerde anlaşma ile sona ermesi bekleniyor. Savaşın sona ermesi küresel
piyasalarda emtia piyasalarının da normale dönmesini sağlayacak.
Peki Türkiye’yi savaş sonrası emtia alanındaki gelişmelerde neler bekliyor?
Ekonomi yönetimi uzun süredir dezenflasyon ve dengelenme sürecini götürmeye
çalışıyor. Ancak, küresel jeopolitik fay hatlarının gölgesinin de oldukça
kırılgan olduğunu kabul edelim.
Mesela Fitch’e bağlı BMI aFitchSolutios Company’nin raporuna
göre, 2026 yılında, Türkiye’nin reel GSYİH büyümesinin 2025’teki yüzde 3,6’dan
yüzde 3’e gerileyebilir. Aynı raporda enflasyonun ise ithal gıda ve enerji
maliyetlerindeki yükseklik nedeniyle yüzde 26,6’dan yüzde 33,7’ye yükselmesi
bekleniyor.
Fitch 2026 yılında büyüme, enflasyon, işsizlik ve cari açık üzerindeki
etkileri tahmin etmek için çatışmaların sürmesi halinde olası petrol
şoklarından da kaynaklıyüzde 9, yüzde 22 ve yüzde 40’lık, gıdada ise yüzde 2,
yüzde 7 ve yüzde 15’lik olası şoklara göre simülasyonlar yapmış.
Bu simülasyonlarda Türkiye’nin orta düzeyde bir stagflasyon riskinin
olacağı öngörülmüş.
Temel nedeni ise Türkiye’yi dışsal emtia şoklarına karşı savunmasız bırakan
iki yapısal çıpanın oluşuna bağlamış. burlardan biri enerjide dışa
bağımlılığımızın olması, diğeri ise TÜFE sepetinin yapısı.
Biz bugün ham petrol talebimizin sadece yüzde 10-15’ini yerli üretimle
karşılayabiliyoruz;. Kabaca yüzde 85 oranında dışarıya bağımlıyız. Elektrik
üretiminde yenilenebilir kaynakların payının (%50,1) olması emsal ülkelere göre
bizim biraz daha iyi olması sağlıyorsa da bu durum genel faturayı hafifletmeye
yetmiyor.
Vatandaşın doğrudan hissettiği enflasyon sepeti daha kritik. Bizde gıda ve
enerjinin TÜFE içindeki ağırlığı yüzde 43’lerde. Emsal ülkelerde bu oran yüzde
33,6 seviyesinde bulunuyor.
Yani dünyada petrol veya gıda fiyatı arttığında, bu yangın bizim
mutfağımıza emsal ülkelere kıyasla çok daha hızlı ve yıkıcı bir şekilde
sıçrıyor.
Geçmişteki faizin düşürülmesi konusundaki ısrar ve ekonomiyi aşırı ısıtma
alışkanlıklarımızın benzerinin bugünlerde yeniden gündeme gelmesi dikkat
çekiyor. Bu durum, dışarıdan gelebilecek her şokun, içeride beklentileri hızla
bozan birer devalüasyon ve fiyatlama krizine dönüşebilme riski taşıdığını
belirtelim.
Politika Yapıcıların Elindeki Kartlar Azalıyor
Bu olası girdaptan çıkış için ekonomi yönetiminin elindeki cephane de
maalesef oldukça kısıtlı.
Bütçe açığının GSYİH’ye oranının 2026’da %3,3’e, 2027’de ise %3,7’ye
genişlemesinin de daralan mali alanın iktidarın dar gelirliyi ve hanehalkını
sübvansiyonlarla koruma kalkanını da zayıflatmış oluyor
Diğer yandan ise para politikasında tam bir duruş sergileyemeyen Merkez
Bankası’nın, dezenflasyon sürecindeki tıkanmaları tam anlamıyla göğüslememesi
var. Sıklıkla faiz silahını gösterip makro ihtiyati tedbirlere ve kademeli
ayarlamalara sığınıyor. Maalesef bu durum da risk primini diri tutuyor.
İktisatçılar "hiçbir ekonomik model, insanın psikolojisini, ani
politika makas değişimlerini veya doğrusal olmayan piyasa paniklerini tam
olarak ölçemez" der. Dolayısıyla önümüzdeki bu simülasyon sonuçları,
aslında iyimser birer alt sınırı temsil ediyor.
Eğer 2026'da küresel emtia piyasalarında fırtına koparsa, yapısal
reformlarını tamamlayamamış, mali alanı daralmış ve para politikasında gri
alanlar bırakmış bir Türkiye’nin manevra alanı oldukça dar olacaktır. Vakit, bu
simülasyonları "aşırı karamsar" bulup geçiştirme
vakti değil; aksine en kötü senaryoya göre tampon mekanizmaları inşa etme
vaktidir.

Yorumlar
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com