SGK’nın fazlası kimin parası?

Kamu maliyesinde bazı rakamlar vardır ki ilk bakışta olumlu
görünür, ancak satır araları okunduğunda bambaşka bir hikâye anlatır. Sosyal
Güvenlik Kurumu'nun (SGK) son yıllardaki bütçe performansı da bunlardan biri.
Bir tarafta "SGK bütçe fazlası veriyor" söylemi var. Diğer tarafta ise "SGK'nın açıkları bütçeyi batırıyor" eleştirileri...
Sosyal güvenlik sisteminin son yıllardaki en önemli mali
yüklerinden biri kuşkusuz Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi oldu.
Milyonlarca kişinin kısa sürede emekli olması, emekli aylığı ödemelerini
artırırken aktif sigortalı-emekli dengesini de olumsuz etkiledi.
Ancak SGK'nın bugünkü mali yapısını yalnızca EYT üzerinden
okumak da doğru bir yaklaşım değil. Çünkü aynı dönemde kayıtlı istihdamdaki
artış, ücretlerdeki yükseliş ve buna bağlı prim tahsilatlarındaki büyüme
kurumun gelirlerini de önemli ölçüde artırdı.
Aslında reformlar meyvesini vermişti
Aslında 2000'li yılların ortasında gerçekleştirilen sosyal
güvenlik reformlarının ardından SGK'nın mali dengesi belirgin şekilde iyileşti.
Kurumun açığının Gayrisafi Yurt İçi Hasıla'ya (GSYH) oranı yüzde 3'lü
seviyelerden 2015 yılında yaklaşık yüzde 0,5'e kadar geriledi.
Pandemi döneminde sağlık harcamalarının artması ve ekonomik
yavaşlama nedeniyle bu oran 2020 yılında yeniden yüzde 1,3 seviyesine çıktı.
Buna rağmen son yıllarda SGK'nın mali performansı yeniden
güçlenmeye başladı. 2024 yılı neredeyse denk bütçeyle kapandı. 2025 yılında
kurum yaklaşık 36 milyar lira bütçe fazlası verdi.
Prim gelirlerindeki güçlü artış, ortalama ücretlerin asgari
ücretin üzerinde yükselmesi, emekli aylıklarındaki artışların daha sınırlı
kalması ve tahsilat performansındaki iyileşme dikkate alındığında 2026 yılında
yaklaşık 200 milyar liralık bütçe fazlası oluşması sürpriz olmayacaktır.
Buraya kadar tablo olumlu görünüyor. Ancak kritik soru şu:
Bu fazla gerçekten SGK'nın kullanabileceği bir kaynak mı?
İşte tartışmanın düğüm noktası burada.
Çünkü devlet katkısı sistemden çıkarıldığında rakamlar
tamamen değişiyor. 2025 yılında yaklaşık 36 milyar liralık bütçe fazlası,
yaklaşık 853 milyar liralık bir finansman açığına dönüşüyor.
2026 yılında ise 200 milyar liralık tahmini fazla, yaklaşık 1,1
trilyon liralık açık anlamına geliyor.
Dolayısıyla "SGK niye bu kadar açık veriyor?"
ya da "SGK artık fazla veriyor" tartışmaları, tek başına
gerçeği yansıtmıyor.
Dünyada sosyal güvenlik fonları nasıl korunuyor?
Gelişmiş ekonomilerde sosyal güvenlik sistemleri yalnızca
bugünün bütçe hesaplarıyla yönetilmiyor. Amaç, gelecek nesillerin emeklilik ve
sağlık harcamalarını güvence altına alacak mali tamponlar oluşturmaktır.
Örneğin Almanya'da emeklilik sistemi belirli büyüklükte
rezerv bulundurmayı hedeflerken, Kanada'da emeklilik fonları uzun vadeli
yatırımlarla değerlendiriliyor. Norveç ise petrol gelirlerini geleceğin
yükümlülüklerini karşılayacak şekilde dünyanın en büyük kamu varlık fonlarından
biri aracılığıyla yönetiyor.
Türkiye'de ise SGK'nın oluşan bütçe fazlalarının torba
yasalarla merkezi yönetim bütçesine aktarılması, kısa vadede Hazine'nin
finansmanını rahatlatırken, uzun vadede sosyal güvenlik sisteminin mali
dayanıklılığı konusunda soru işaretleri oluşturuyor.
Asıl tartışma EYT değil, demografi
Türkiye'nin önündeki en büyük risklerden biri, nüfusun hızla
yaşlanması. Bu durum sağlık ve emeklilik harcamalarını yapısal olarak
büyütüyor. Doğurganlık hızındaki düşüş 2,1’in altında. . Bu da gelecekte prim
ödeyen çalışan sayısının artışını sınırlandırıyor. Aktif/Pasif oranı 1990'larda
2,3-2,5 seviyelerindeyken bugün yaklaşık 1,6-1,7 bandında.
Bu nedenle asıl tartışma yalnızca EYT'nin maliyeti olmamalıdır. Daha önemli soru, 2035 ve sonrasında emekli maaşlarının ve sağlık harcamalarının hangi kaynaklarla finanse edileceğidir.
Yorumlar
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com