Borçla büyümenin faturası

Vatandaşın borcu hızla
büyüyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) 18 Eylül haftası
verileri de bunu açıkça gösteriyor.
Yılın başında 5 trilyon 728
milyar 755 milyon TL olan toplam tüketici kredileri ve bireysel kredi kartı
borcu, 18 Eylül itibarıyla 6 trilyon 891 milyar 481 milyon TL’ye yükseldi. Yani
yaklaşık dokuz ayda borç yüzde 20,3 arttı.
Bu rakamların tamamının batık
ya da yasal takibe düşmüş borçlardan oluşmadığını özellikle belirtelim. Ancak
toplam borcun bu hızla artması, vatandaşın geçimini ne ölçüde borçlanarak
sürdürdüğü konusunda önemli bir işaret.
Türkiye ekonomisi büyüyor.
Fakat burada asıl bakmamız gereken, bu büyümenin hangi kaynaklarla sağlandığı.
Türkiye, uzun yıllardır
üretmek için de tüketmek için de önemli ölçüde ithalata ihtiyaç duyuyor.
Fabrikaların üretim yapabilmesi için ara malı ve hammadde, enerji ve teknoloji
ithal ediliyor. İhracat arttıkça bile ithalat ihtiyacı büyüyebiliyor.
Bunun sonucunda ekonominin
dövize olan ihtiyacı artıyor. Döviz ihtiyacı da dış kaynak ve borçlanmayı
beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan iç piyasadaki
tüketimi ise kredi ve kredi kartları yaratıyor. Vatandaşın geliri yetmediğinde
kredi çekmesi veya kredi kartına yüklenmesi, kısa vadede harcamaları ve
dolayısıyla ekonomik büyümeyi destekliyor. Yani borçlanarak ekonomiyi
büyütüyoruz.
Ancak bunun bir sınırı var.
Türkiye’de hanehalkı borcunun
milli gelire oranının yüzde 10,1 gibi düşük bir seviyede olması ekonomi
kurmaylarınca sık sık “vatandaşın borcu düşük” şeklinde anlatılıyor.
Dünya ortalamasının da oldukça altında olduğumuz doğru.
Fakat burada önemli bir
ayrıntının gözden kaçırıldığı sanılmasın.
Yüksek enflasyon, gelirleri ve
dolayısıyla milli geliri nominal olarak büyütüyor. Bu da borcun milli gelire
oranının olduğundan daha düşük görünmesine yol açabiliyor. Üstelik yüksek
faizler yeni kredi kullanmayı zorlaştırırken, mevcut borçların maliyetini de
artırıyor.
Yani sadece “borcun milli
gelire oranı düşük” demek, vatandaşın borç yükünün hafif olduğunu
göstermiyor.
Borçlanarak büyümenin başka
riskleri yok mu?
En önemli riski dış kaynak
ihtiyacı. Dünyada faizlerin yükselmesi, küresel risklerin artması veya
Türkiye’ye gelen yabancı kaynakların azalması, borçlanma maliyetlerini
artırabilir.
Yine kur artışı da özellikle
döviz borcu bulunan kesimler için yükü ağırlaştırabilir.
Bir başka sorun ise enflasyon.
Kredi ve kredi kartlarıyla
desteklenen tüketim, üretim aynı hızda artmıyorsa fiyatlar üzerinde baskı
oluşturabilir. Vatandaş daha fazla borçlanarak daha fazla harcadığında ekonomi
kısa vadede canlı görünebilir. Ancak bu harcamaların karşılığında üretim artmıyorsa,
sonuç daha yüksek fiyatlar olabilir.
Bu nedenle meseleye sadece ne
kadar borçlandığımız yönüyle değil, bu borcu neden aldığımız yönüyle
bakmalıyız.
Borç üretime, teknolojiye ve
yatırımlara gidiyorsa gelecekte gelir yaratabilir. Ama borç, temel ihtiyaçları
karşılamak ve ay sonunu getirmek için kullanılıyorsa, bu durum sürdürülebilir
değildir.
Sonuçta sağlıklı büyüme, daha
fazla borçlanmaktan değil; daha fazla üretmekten, daha yüksek gelir elde
etmekten ve ürettiğimiz değeri artırmaktan geçiyor.
Çünkü borçla büyümenin faturası, eninde sonunda vatandaşın cebine çıkıyor.
Yorumlar
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com