Yine Yeniden… Peki Neden?

Siyasette yaşanan kırılmaların ekonomiye faturası uzun
dönemli olur. 19 Şubat 2001’de Anayasa kitapçığının fırlatılmasıı… 19 Mart 2025
sabahı yaşananlar…
Türkiye ekonomisinin yürümekte zorlanan enflasyon programı 21 Mayıs 2026 Perşembe günü CHP’ye yönelik ‘Mutlak Butlan’ kararı ile daha kırılgan, daha maliyetli bir evreye girecek görünüyor.
Bugün uygulanan ekonomi modelinin iki temel ayağı var: Enflasyonu
düşürmek ve yabancı sermayeyi ülkeye çekmek.
Ama bunun bir de ön şartı bulunuyor: Döviz kurunun kontrol
altında tutulması.
Bunun yolu ise ya rezerv satılmasından ya da faiz yükseltilmesinden
geçiyor.
19 Mart 2025 sonrasında ekonomi yönetimi her iki yönteme de
başvurdu.
Sonuçta faizlerin düşeceği beklentisiyle yüzde 42
seviyelerine kadar inen ticari kredi faizleri yeniden yüzde 55 bandına çıktı.
Şirketlerin finansman maliyeti arttı, yatırım iştahı azaldı, üretim üzerindeki
baskı büyüdü.
Daha önemlisi, 19 Mart 2025 süreci, ekonomi yönetiminin sık
sık dile getirdiği “rasyonel programa dönüş” söylemini de tartışmalı
hale getirdi. Bir yandan rezerv eriterek, diğer yandan faizleri yukarı çekerek
yürütülen bir programın, siyasi müdahalelerle kendi ayağına kurşun sıkması
ciddi bir çelişki yarattı.
21 Mayıs 2026 Perşembe günü ‘Mutlak Butlan’ kararı
ile siyasette yeni bir kırılmanın eşiğine gelindi.
Uygulamadaki ekonomi modeli yabancı sermayeyi ülkeye
çekmeyi hedefliyor ise; şu sorulara nasıl yanıt vereceğiz?
Yatırım için hukuk güvenliği vazgeçilmez ise, siyasi
ve hukuki gerilimlerin yükselmesini önlemede neden geri adım atılmıyor?
Daha iki gün önce TBMM’den yabancı sermayeyi ülkeye çekmeyi teşvik
eden yeni düzenleme kabul edilirken, içeride hukuki belirsizlik yaratabilecek
gelişmelerden ciddi bir endişe nasıl duyulmuyor?
Büyük sermayenin bu tür siyasi dalgalanmalardan temelde
zarar görmeyeceği, hatta yüksek faiz–baskılanmış kur düzeninden kâr elde
etmeye devam edeceği mi düşünülüyor?
O zaman “hukuk olmazsa yatırım gelmez” cümlesi ‘ezbere
dayalı’ hale gelmiş demektir…
Demek ki sermaye için bazı dönemlerde yüksek faiz, ucuz döviz, güçlü devlet garantisi; yatırımcı için hukuk devletinden daha cazip bir paket haline gelebiliyor.
O zaman ekonomi diyalektiğine sermaye için şöyle yeni
bir dil girecek: “Sermaye sadece hukuka bakmaz, zaman zaman da hangi
koşulda ne kadar kazandığına bakar.”
Rahatsız edici soru tam da burada başlıyor!
Ekonomik maliyeti toplum öderken, bu düzen kim için hâlâ kârlı biçimde çalışıyor?
Yorumlar
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com