Türkiye’nin eğitim tartışmalarında bazı başlıklar vardır ki, aslında eğitimden çok, bir ülkenin nasıl bir toplum olmak istediğini ele verir. 1940’lardaki Köy Enstitüleri ile 2021’de hız kazanan Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) karşılaştırması tam olarak böyle bir aynadır.
Bu ülke “düşünen insan mı yetiştirmek istiyor, yoksa çalışan insan mı” sorusuna nasıl yanıt verelim?
Köy Enstitüleri bir eğitim projesi değildi; açıkçası bir medeniyet hamlesiydi. Yoksul köy çocuklarını alıp sadece okuma yazma öğretmek değildi. Onlara kitap okutmayı, müzik öğretmeyi, modern tarım yaptırmayı, bina yaptırmayı ve en önemlisi, tartışmayı öğretti.
Bir köy öğretmeni aynı zamanda sağlıkçıydı, ziraatçı idi, hatta
çoğu zaman köyün ilk aydınıydı.
Aslında
başlatılırken Devlet vatandaşı büyütmek istiyordu.
Peki bugünkü
Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) modeli savunulurken dahi kullanılan dil ile her
şeyi ele veriyor: “İstihdam”, “ara eleman”, “piyasa ihtiyacı”,
“iş gücü açığı”…
Bu terimlere
baktığınızda; “çocuklar artık ‘insan’ olarak değil, ekonomik kategori
olarak mı tanımlanıyor” diye sormadan edemiyorsunuz?
MESEM’i
savunanlar “gençler meslek öğreniyor” diyor.
Bu ifade doğru, ama eksik!
Çünkü o
gençler aynı zamanda erken yaşta hayata dar bir pencereden bakmayı da
öğreniyor.
Köy
Enstitüleri bir çocuğa “sen dünyayı değiştirebilirsin” diyordu.
MESEM sistemi ise daha baştan “Senin yerin belli” diyor.
Bu fark
küçümsenecek bir fark değil. Bir ülkenin sınıf yapısını nasıl kurduğunun
göstergesidir.
Elbette
kimse mesleki eğitime karşı çıkmaz, çıkamaz da…
Ama bugün yaşadığımız sorun meslek değil.
Bugün yaşadığımız
sorun meslek eğitiminin genel eğitimin alternatifi haline getirilmesidir.
O da artık eğitim olmaktan çıkar, yönlendirme olur.
Ancak asıl dramatik olan ise çoğu zaman bu yönlendirme, aşağıya yönlü olur.
Nitekim, bugün
MESEM üzerinden yürüyen tartışmaların merkezinde; çocuk işçiliği, düşük
ücret, eğitimden kopuş ve son zamanlarda sayıları 19’u bulan ölümler
var.
Neden, MESEM’ler
bunlarla anılıyor?
Çünkü
sistemin ruhu üretim odaklı, insan odaklı değil.
Köy
Enstitüleri neden kapatıldı biliyor musunuz? İnsan odaklı olduğu için…
O model, sorgulayan, okuyan, itiraz eden bir kuşak yetiştiriyordu da
ondan kapatıldı.
Bugün ise
tam tersine uyum sağla, çalış, ses çıkarma…
Modern ve
çağdaş devletlerde önemli bir ayırım vardır. Bir ülke, eğitim sistemiyle ya yurttaş
üretir ya da iş gücü üretir. İkisini aynı anda yapamadığında tercih
yapmak zorunda kalır.
O nedenle 17
Nisan 1940’da 3803 sayılı yasa ile kurulan ve 1954 yılına kadar süren Köy
Enstitüleri daha başarılıydı. Çünkü sadece ekonomiye değil, topluma yatırım yapıyordu.
1986 yılında
3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunun ile çıraklık eğitim sisteminin kurulduğu
bugünkü MESEM ise ekonomiye hizmet ediyor. Ekonomi büyürken, insan
küçülüyorsa, buna gerçekten başarı denir mi?
Köy Enstitülerinden MESEM’e geliş…Aslında eğitimde Türkiye’nin geldiği kırılma noktasıdır…


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com