Türkiye’de devletin alacağı olan vergi, ssk prim borçlarının ödemeleri hep ikincil plana atılır. Ekonominin sıkıntılı dönemlerinde gözler hemen Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın birikmiş alacaklara bir yapılandırma talebine döner.
Hazine ve Maliye Bakanlığı (HM) da uygulamaya koyduğu yapılandırmalardan bugüne kadar istediği sonucu hiçbir zaman alamamıştır. Bütün yapılandırmaların sonuçlarında biriken alacakların ortalama yüzde 30-33 oranı tahsil edilmiştir.
Aslında yapılandırma ile açıkçası, nakit akışı ile gerçek
tahsilat performansı karıştırılıyor. Dolayısıyla yapılandırmalar aslında
tahsilatın başarısı değil, sistemin iflasının itirafı olmuştur.
Anlatalım…
‘Yapılandırma lafı’ bir kere çıkmaya görsün…
Büyük, küçük, tacir, tüccar bütün esnaf hemen ödemeleri
aksatmaya başlar.
Siyaset arenasındaki eş dost vekillere el altından Odalar,
sendikalar, dernekler koro halinde içinde bulundukları durum ‘ağlanarak’
anlatılır. Öyle anlatılır ki; dinlediğinizde “hepsi iflasın eşiğinde”
sanırsınız…
Siyaset kurumu da ‘hadi bir çalışma yapın, inceleyelim’
talimatını bürokrasiye vermesiyle artık ok yaydan çıkar.
Lafı ortaya atıldı, konuşuldu, kanun çıktı, yayımlandı
derken, bu süre 5 aya çıkar. Bu beş aylık cari dönem boyunca da esnaf
ödemelerini ‘nasılsa yapılandırma gelecek’ hesabıyla ödemez. Zaten
toplanması sıkıntılı alacaklara bir de yeni cari dönem alacaklar eklenir.
Yapılandırmalarla ilgili bugüne kadar yapılan tespitler,
tahsilatı artırmadığı, tahsilat disiplinini yok ettiği yönündedir. Bu durum aslında
ahlaki tehlikeye, kötü davranışı ödüllendiren bir düzenlemeye gidişattır.
Örneklendirirsek; Hazine ve Maliye (HM) Bakanlığı düzenli
olarak aylık 100 TL tahsilat yapılıyorsa, ödemelerin durduğu 5 ay içerisindeki aksamalarla
aylık tahsilat 50-70 TL’ye düşer. Böylece tahsil edilmesi gereken tutar 180-200
TL’ye çıkar.
Nihayetinde yapılandırma kanunlaşır. İlk taksitin ödemesi
yapılır.
Yapılandırma gereği düşürülmüş faiz oranı ve silinmiş vergi
ziyaı ile ilk taksit mükellefin ödeme kabiliyetine! Çekilmiştir.
180-200 TL alınamayan tutarın ilk taksitte 50 TL’si tahsil
edilince, yapılandırma korosu başlar ‘Ooo; bak yapamıyordun şimdi bir
anda yüzde 25 tahsilat yaptın’ demeye…
Hiç kimse tahsil edilemeyen 100 TL’nin zaten bir maliyeti
vardı diye bakmaz. Sonra yapılandırma lafı ile gelmeyen 80-100
TL’nin maliyetini de sormaz. 50 TL geldi ya ona bakar.
Kimse şu soruyu da sormaz! 50 TL’yi almak için sistem
neden 80 TL daha borç üretti?
Sonrası daha vahim…
Yapılandırma anlaşmasından düşmemek için ilk 3-5 taksit ödeme
yapılır. Sonrasında yavaş yavaş tahsilat oranları her ay yüzde 40-30-20-10
şeklinde geriler. Neredeyse yapılandırılan tutarlar 3’te 1’e kadar geriler…
Bu sürede gelen tahsilat miktarları için de koro
yeniden bak tahsil edemediğin 100 TL’nin 70 TL’sini tahsil ettin demeyi
sürdürür...
İyi de yapılandırma lafı ile ödenmeyerek biriken 80
TL var. Şimdi biriken alacak 110 TL oldu naber…
Süreç zamanla neye dönüşüyor biliyor musunuz?
Ödemeyen, bekleyen avantajlı çıkıyor, kazanıyor. Düzenli
ödeyen ise kendisini cezalandırılmış hissediyor. Vergisini gününde ödeyen, kendini saf yerine
konmuş hissediyor. “Ben neden zamanında ödüyorum?” sorusu yayılıyor. Ve
sistemin en kritik unsuru olan vergi ahlakı erimeye başlıyor.
Ha bu arada yapılandırma olmalı diyen koro kimler
biliyor musunuz?
Kamuda bir yerlerin
ihalesine hazırlanan ihale şartı gereği ‘borcu yoktur’ yazısına ihtiyacı
olan kesimler. Vergiyi ödememeyi kendisine ahlaki bir davranış sanan, kamunun
bir şekilde aflarla para derdine düşeceğini kanıksamış kesimler…
Nereden çıktı bu yapılandırma lafı diye soracaksınız
biliyorum…
Körfez sermayesinin çekilmesi için planlanan kurumlar vergisi
indirimlerini; olası seçim tarihi yaklaşıyor, yeni bir seçim ortamına giriliyor
şeklinde okuyan bir kesim son günlerde yeniden yapılandırma olur
şeklinde laf etmeye başladı.
Kulağımıza gelince “zülfüyâre dokunalım” dedik…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com