TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen yeni varlık barışı düzenlemesi, iktidar ortaklarının oy çoğunluğuyla Genel Kurul’a sevk edildi. Ancak düzenleme daha şimdiden ciddi soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Özellikle Türkiye’de
milyonlarca esnafın, tacirin, zanaatkârın defterini tutan muhasebecilerin çatı
örgütü olan TÜRMOB, teklifin birçok maddesinde eşitlik ve vergi adaleti
açısından ciddi sorunlar bulunduğunu dile getiriyor.
Düzenlemenin ikinci
maddesiyle belirli sektörlere getirilen teşvikler ve yurtdışında gelir elde
edenlere yönelik Gelir Vergisi Kanunu istisnaları özellikle eleştiri konusu
oldu. Veraset ve İntikal Vergisi’nde düşük oran uygulanırken aynı avantajın tüm
mükelleflere tanınmaması, “vergide eşitlik ilkesi” açısından ciddi
tartışma yaratıyor. Muhalefet itiraz etti ancak madde komisyondan aynen geçti.
“Beckham Yasası” Türkiye’ye neden 20 yıl konuluyor?
Düzenlemenin en dikkat
çekici başlıklarından biri ise kamuoyunda “Beckham düzenlemesi” olarak
anılan sistem oldu.
İspanya’da uzun
yıllardır uygulanan ve yabancı yatırımcılarla yüksek gelir grubunu ülkeye
çekmeyi amaçlayan özel vergi rejimi, eski futbolcu David Beckham nedeniyle bu
isimle biliniyor. Sistemde ülkeye taşınan yabancılar, yüksek gelir vergileri
yerine yüzde 24 civarında sabit oranlı vergi ödüyor ve bu avantaj 5 yıl
sürüyor.
Türkiye’deki düzenleme
ise çok daha ileri gidiyor. Teklife göre Türkiye’ye yerleşen kişiler,
yurtdışından elde ettikleri gelirler için belirli şartlarla tam 20 yıl boyunca
muafiyet avantajı elde edebilecek.
İspanya’nın bile 5 yıl
uyguladığı bir teşvik Türkiye’de neden 20 yıl olarak düzenleniyor? Sorusuna ekonomi
yönetiminden henüz ikna edici bir yanıt gelmiş değil.
Dubai modeli
tartışması
Teklifin 8’inci
maddesi de ayrı bir tartışma yarattı. İlk halinde ihracat yapan şirketler için
kurumlar vergisinin yüzde 25’ten yüzde 9’a düşürülmesi öngörülüyordu. Bu
modelin, Birleşik Arap Emirlikleri ve özellikle Dubai benzeri düşük vergili
üretim ve ihracat merkezlerini örnek aldığı yorumları yapıldı.
Ancak düzenleme büyük
tepki çekince son dakika önergesiyle değiştirildi. Sanayi sicil belgesine sahip
üreticiler ile zirai üretim yapan işletmeler için kurumlar vergisi oranı yüzde
12,5’e çekildi ve kısmi düzeltme yapıldı.
Yine de eleştiriler
bitmedi. Çünkü düzenleme, üretim ekonomisini desteklemekten çok “seçilmiş
sektörlere özel vergi rejimi” görüntüsü veriyor.
Asıl tartışma:
Türkiye yeniden gri listeye girer mi?
Teklifin en kritik
başlığı ise kuşkusuz varlık barışı düzenlemesi oldu.
10’uncu maddeyle
gerçek ve tüzel kişilerin yurtdışındaki para, altın, döviz ve menkul
kıymetlerini 31 Temmuz 2027’ye kadar banka veya aracı kurumlara bildirmesi
öngörülüyor.
Türkiye geçmişte tam 8
kez varlık barışı çıkardı. Ancak bu düzenlemelerin büyük bölümünde kaynağın
denetimi, bildirimi ve takibi konusunda ciddi boşluklar bırakıldı. Bu nedenle Financial
Action Task Force yani FATF, Türkiye’ye uzun süre “kara para aklama ile
mücadelede yetersiz ülke” eleştirisi yöneltti ve Türkiye gri listeye alındı.
Eski bürokratların da
kabul ettiği gibi önceki varlık barışlarında çoğu zaman etkin bildirim
zorunluluğu bile yoktu. Sistemin mantığı neredeyse “parayı getir, gerisini
sormayız” anlayışına dayanıyordu.
Üstelik gelen paranın
miktarı bile tam olarak bilinmiyordu. Çünkü kayıt sistemi sağlıklı değildi.
“Getiren beyan
ederse var, etmezse yok”
mantığıyla yürüyen bir sistem, uluslararası finans kuruluşlarının da dikkatini
çekti.
FATF’ın temel
eleştirisi tam olarak “Paranın kaynağını izlemiyorsunuz, vergi cenneti gibi
davranıyorsunuz” idi.
Bu kez Hazine daha
temkinli
Ancak bu yeni
düzenlemede ekonomi yönetiminin geçmiş hataları tekrar etmemeye çalıştığı
görülüyor.
İlk kez açık bildirim
zorunluluğu getiriliyor. Ayrıca geçmiş varlık barışlarıyla ilgili inceleme
geçiren mükelleflerin, yeni başvuru yaparak mevcut incelemeleri düşürmesinin de
önü kapatılıyor.
Bu da Hazine ve Maliye
Bakanlığı bürokrasisinin, FATF riskini bu kez daha ciddi ele aldığını
gösteriyor.
Yine de “Türkiye
gerçekten üretim ve yatırım çekmek için mi bu adımları atıyor, yoksa sıcak para
ihtiyacı nedeniyle yeniden ‘kontrolsüz para girişine’ mi kapı aralıyor?”
temel sorusu ortada duruyor.
Asıl tartışma da tam burada başlıyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com