Döviz kurları ile ekonominin imtihanı
Türkiye’de dolar kuru 8,5 liraları aşma eğilimi göstermeye
başlarken, dövizle maaşını almasa da vatandaşların kafasında da ‘nereye
kadar daha yükselecek’ soruları oluşuyor. Okuyucuların büyük bir
kesiminin kafasında ‘neden bizde döviz kuru artıyor, daha da artacak
mı’ sorularını elimizden geldiğince anlatalım.
Bu arada ABD’de yaşanan seçimlerin belirsizliğinin de son
haftalarda döviz kurlarında yukarı yönlü bir eğilimi tetiklediği biliniyor.
- Trump mı, Biden mi?
Türkiye yönetimi ABD seçimlerini Donald Trump’ın kazanmasını istiyor gibi.
Trumpla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arasının yanı sıra, Trump’ın damadı ile Hazine
Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın da arası oldukça iyi. Bazı ikili ilişkilerde
alınacak kararlarda bu ilişki şeklinin devreye girdiği biliniyor. Bu nedenle
Trump’ın seçilmesi halinde kurları aşağı yönlü bir eğilimi olacağı bekleniyor.
Joe Biden’ın ise daha senatörlüğü döneminde Türkiye’nin ‘sinir uçlarına’
dokunmasıyla biliniyor. Örneğin, Suriye’de Esad’ın gitmesinin yanlış olacağını
söylemesi. Yine Ermeni Soykırım Yasa Tasarısına fiilen destek vermesi.
Kazanması halinde Türkiye’nin rahatsız olacağı ‘sinir uçlarına’ başkan profili
ile yaklaşmasından endişe ediliyor. Bu durumun da Türkiye-ABD ilişkilerinde
oluşturacağı gerginlik nedeniyle döviz kurlarına artış yönlü yansıyacağı
şüphesi var.
- Döviz dünya da yükseliyor mu?
Bütün bunları bir tarafa bıraktığımızda öncelikle içerde
döviz kurundaki artışın Türkiye’ye özgü olduğunu en başından belirtelim. Yani
dünya piyasalarında dolar ya da euro da bir artış eğilimi yok. Çünkü aynı
zamanda ithalat ve ihracat yapan ABD ve AB ülkeleri dünya piyasalarında aşırı
değerli dolar ya da euro kurunun kendilerinde de cari açığa neden olacağını
bildikleri için aşırı değerlemeyi baskılıyor.
- Ekonomik altyapı güçlü değil mi?
Türkiye’de ekonomik altyapıyı güçlendirecek yapısal reformlar 20 yıl önce de
gerçekleştirilemedi. Bu düşüncemize örnek; 20 yıl kadar önce 2001 yılında
hiçbir zaman bir araya gelememiş üç eğilimin (sağcı-solcu-orta yolcu) iktidarın
olduğu bir ülkede anayasa kitapçığının atılmasıyla yaşanan ekonomik krizi
gösterebiliriz.
- Peki geçen 20 yılda Ak Parti bu yapısal reformları gerçekleştirdi mi?
Maalesef hayır! Basit bir hatırlatma da bu dönemle ilgili yaparsak; 2009
yılında yaşanan dünya global krizinde ülkeler sıfır faizle para dağıttıklarında
Türkiye bu parayı çekmek için yüksek faiz verip 500 milyar dolar gibi bir
miktarı ülkeye çekti. Ancak bu parayı 20 yıl sonra baş ağrısı oluşturacak
eksiklikleri gidermede kullanmadı.
- Mesela ne yapılmalıydı?
Bugün dünyanın 7 önemli şehri arasında yer alan ancak büyük bir deprem riski
taşıyan İstanbul’un çürük yapı stokunun giderilmesinde kullanabilirdi. Ama biz
ne yaptık ‘duble yol’ yapımında kullandık. Yani seçmenin göreceği yerlerde
‘makyajlama’ tabiri yatırım yaptık. Türkiye’de en az 200 sektörü harekete
geçirdiği için lokomotif sayılan inşaat sektörünün önünün de açılmasını
sağlayan çürük yapı stoku sorunu giderilseydi, ciddi bir ekonomik döngü de
yaratılacaktı. 7 milyondan fazla çürük binanın yenilenmesinin ekonomik
döngüsünden bahsediyorum. Ancak, 500 milyar dolarla amiyane tabirle biz
‘hovardalık’ yaptık.
- Yabancı Türkiye’ye yatırım amaçlı güveniyor mu?
Yabancı parayı çekebilmenin bir diğer yolu da yabancı yatırımcıya güven verecek
düzenlemeleri hayata geçirmek. Hadi buna da bir örnek verelim: BDDK kurun sert
yükseldiği ve oynaklığın bir hayli arttığı yaz döneminde yabancı bankaların
TL’ye erişimi zorlaştıran karar aldı. Bankaların TL alımında swap miktarını
yasal özkaynaklara oranını yüzde 1’den yüzde 10’a yükseltti. Bu da yabancı
yatırımcıda güven zedeleyen unsur olarak karşımıza çıktı. Bu noktada güven
unsurunu tamir etmek bir hayli zor ve zaman alacak gibi duruyor. Swap
limitlerini genişletsek de yabancı yatırımcı yoğurdu üfleyerek yiyor. Zaten
TL’de oluşan fiyatlamalardan da bunu görebiliyoruz.
Özetle buna benzer önemli sorunlar giderilmediği için dışarıdan gelen ‘sıcak’
olarak tabir ettiğimiz, faize yatırılıp, bir süre sonra da çıkıp giden para
oluyor.
- Döviz artmaya devam eder mi?
Edebilir. Çünkü Merkez Bankası’nın ve BDDK’nın bu zamana kadar aldığı parasal
ekonomik önlemler TL’nin döviz kurlarına karşı direnç gösteremiyor. Bu durum,
doların yüksek fiyatlanmasına sebep oluyor. Yine iç piyasadaki döviz ihtiyacı
karşılanmadığında döviz değer kazanıyor, değer kazandıkça da fiyatı artıyor. Bu
durum da cari açığın oluşmasına neden oluyor. Cari açık olduğu sürece dolar ve
euro fiyatı da yükselecek.
- Peki, neden Türkiye’de artıyor?
Para kaynağı güçlü çevreler ‘paradan para kazanma’ mantığı ile yüksek faiz alma
eğilimi içerisinde olurlar. Bu kesimler ekonomik olarak zayıf, dış yatırımcı
beklentisi içerisinde olan ülkelerde bu kazancı elde etmeyi hedeflerler.
Türkiye, petrol ve doğalgaz gibi rezervleri olmadığı gibi, yapısal reformlarını
da gerçekleştiremediğinden, bu kesimlerin merceğinde bulunuyor.
- Türkiye’de kurların artışında neler etken?
Altın gibi döviz fiyatları da arz ve talebe bağlı. Ülkelerin döviz kurları ise
o ülkede bulunan döviz miktarına bağlı. Yani bir ülkede yeteri kadar dolar
yoksa ve şirketlerin yada vatandaşın dolar ihtiyacı karşılanamıyorsa o ülkenin
cari açığı olduğu anlamına gelir. O zaman artış sürer. Tıpkı şimdi Merkez
Bankası’nın döviz rezervlerinin azaldığının düşünülmesi nedeniyle “MB’ye repo
ihalesi aç, faiz artır” baskısının yapılması gibi. MB ne yapıyor bu taleplere
karşılık, piyasayı gecelik likitide penceresine (GLP) yönlendirerek ağırlıklı
fonlama maliyetini yükseltmeyi hedefliyor. Bu da sıcak paracıların işine
gelmiyor.
- TL’nin değeri neden düşüyor?
Eğer ekonomi güçlü değilse yani çıkan para cari denge ile telafi edilemezse bu
durumda para değer kaybeder. Bu durumda faizde yüksek artış başlar ve faiz
artışı para biriminde hızlı değer kaybına yol açar.
- TL’nin değeri nasıl artar?
Faizi yüksek bir para biriminin değeri, faizi düşük para birimi karşısında
artar. Yüksek faiz yatırımcılar için daha fazla getiri anlamına gelir. Bu
durumda talep yüksek faiz veren para birimi yönünde artar ve para biriminin
değeri yükselir. Ancak, yüksek değerli para birimi yukarıda da değindiğimiz
gibi ihracatı düşürür, ithalatı artırır bu da cari açığa yol açar. Böylece
yeniden bir kısır döngü oluşur. Enflasyon, faiz ve kurlar ciddi şekilde bir
korelasyon içindedirler.
- Kur artışının etkisi ne yönlü olur?
Kur artarsa, dışarındaki ürünler daha pahalı alınır. Kurdaki artış hammadde
fiyatlarını artıracağı için, üretim maliyetlerini artırır. Maliyetlerin
karşılanması için kredi talepleri artar, bu da faizleri artırır. Yerli
yatırımcı cazip faize yönelirse, fiziki yatırım yapılmadığı için büyüme hızı
yavaşlar. Yatırım ve tüketim mallarına olan istek azaldığı için de istihdam ve
ücretler üzerinde negatif etki oluşturur.
Yorumlar
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com