Hazine’de faiz baskısı derinleşiyor, nakit açığı kapanmıyor!
Hazine’nin nakit dengesi, ağustosta verilen 49,8 milyar TL fazlanın ardından eylülde 467,2 milyar TL açık verdi. Eylül ayında 273,9 milyar TL’ye ulaşan faiz ödemeleri ve 193,3 milyar TL’lik faiz dışı açık, toplam nakit dengesindeki bozulmayı ortaya koydu.
Dokuz aylık dönemde Hazine’nin nakit açığı yıllık yüzde 14
artarak 1,87 trilyon TL’ye yükselirken faiz ödemeleri yaklaşık yüzde 40 artışla
2,19 trilyon TL’ye ulaştı. Buna karşılık faiz dışı denge, geçen yılın aynı
dönemindeki 100,3 milyar TL açıktan 312,5 milyar TL fazlaya döndü.
Bu tablo, kamu gelirleri ile faiz dışı harcamalar arasındaki
dengenin iyileştiğini, ancak borçlanmanın maliyetinin toplam nakit dengesi
üzerindeki baskısını sürdürdüğünü gösteriyor.
Piyasa açısından ne anlama geliyor?
Faiz dışı fazlanın artması, kamunun faiz ödemeleri hariç
mali dengesinde iyileşmeye işaret ediyor. Ancak toplam nakit açığının
büyüklüğü, Hazine’nin finansman ihtiyacının devam ettiğini ortaya koyuyor.
Bu durumun piyasalara etkisi üç kanaldan izlenebilir:
Tahvil faizleri: Hazine’nin yüksek finansman
ihtiyacı, diğer koşullar sabitken iç borçlanma üzerindeki baskıyı artırabilir.
Ancak tahvil faizlerinin yönünü belirleyen tek unsur nakit açığı değildir;
enflasyon beklentileri, para politikası ve yatırımcı talebi de önemlidir.
Bankacılık ve kredi koşulları: Kamu borçlanmasının
finansal sistemde daha fazla kaynak çekmesi, koşullara bağlı olarak özel
sektörün finansmana erişimini etkileyebilir.
Döviz kuru ve risk primi: Mali görünüm,
yatırımcıların ülke riskini değerlendirirken dikkate aldığı unsurlardan
biridir. Bununla birlikte, nakit açığındaki artış tek başına kurda veya risk
priminde belirli bir hareketi garanti etmez.
Asıl sorun faiz yükü
Dokuz ayda kaydedilen 312,5 milyar TL’lik faiz dışı fazla,
mali performansın yalnızca toplam nakit açığı üzerinden değerlendirilmesinin
eksik kalabileceğini gösteriyor. Faiz dışı dengedeki iyileşme, gelir artışları,
faiz dışı harcamalardaki değişim veya her ikisinin birleşiminden
kaynaklanabilir. Bunların katkısını ayırmak için ayrıntılı gelir ve harcama
verileri gerekir.
Buna karşılık faiz ödemelerinin yaklaşık yüzde 40 artması,
borç stokunun büyüklüğü, borçların vade yapısı ve yenilenen borçlanmanın
maliyeti gibi unsurların mali denge açısından önemini artırıyor.
Burada kritik nokta, faiz giderlerindeki artışın ne
kadarının daha yüksek borç stokundan, ne kadarının daha yüksek faiz
oranlarından ve vade yapısından kaynaklandığıdır. Bu ayrım yapılmadan faiz
yükündeki artışın tamamını yalnızca güncel faiz oranlarına bağlamak doğru
olmaz.
Hazine verileri faiz dışı dengede iyileşme ve toplam nakit
açığında yüksek seviyelerin devam ettiği şeklinde iki farklı eğilime işaret
ediyor.
Önümüzdeki dönemde mali görünüm açısından üç gösterge
belirleyici olacak. İlki faiz dışı fazlanın korunup korunamayacağı. İkincisi, faiz
giderlerinin toplam gelirler içindeki payının nasıl değişeceği, üçüncüsü ise
Hazine’nin borçlanma maliyetlerinin hangi yönde ilerleyeceği.
Faiz dışı fazla, mali disiplin açısından olumlu bir gösterge olabilir. Ancak kalıcı bir mali iyileşme için bu fazlanın sürdürülebilmesi ve faiz yükünün toplam nakit dengesi üzerindeki etkisinin zaman içinde hafiflemesi gerekir.

Yorumlar
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com