268 milyarlık fon, 4 milyonluk ceza: Peki, hesabı kim verecek?
Bir fon 11 ay boyunca gerekli izin olmadan işlem gördüyse, yüz binlerce yatırımcı mağdur olduysa ve kurumlar sorumluluğu birbirine devrediyorsa, mesele yalnızca bir fonun tasfiyesi değil. Mesele, sermaye piyasalarına duyulan güvenin nasıl korunacağıdır.
Bürokrasi, eski bakan düzeyindeki siyasetçiler ve siyasetçilere sırtını dayayarak kurdukları finansal sistem üzerinden fonlarda manipülasyon yapanların yarattığı ‘fon zedelerin’ alacaklarını sağlayacak 9 maddelik düzenleme TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda geç saatlere kadar süren tartışmalar arasında kabul edildi.
Plan ve Bütçe Komisyonu'nda yapılan açıklamalar, Tera
Portföy fonlarıyla ilgili tartışma, “On binlerce, hatta yüz binlerce
yatırımcının birikimleri tehlikedeyken, bunu önlemekle görevli kurumlar ne
yaptı?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Komisyondaki açıklamalara göre Tera Portföy'ün bir serbest
fonunun, SPK’nın gerekli onayı olmadan TEFAS üzerinden yatırımcılara açıldığı
tespit edildi. İddiaya göre fonun yatırımcı sayısı 161'den 111 bine yükseldi.
Fon büyüklüğünün de 268 milyar liraya ulaştığı ifade edildi.
“Bir fonun gerekli izni almadan yatırımcıya açıldığı
tespit ediliyorsa, neden bu durum baştan engellenmedi?” sorusu ortaya
çıkıyor.
SPK bu durumu tespit edince şirketten savunma aldı ve
ardından 4 milyon lira ceza uyguladı. O zaman da “Milyarlarca liralık bir
fonun işlem gördüğü süreçte, ihlal neden daha erken durdurulmadı?” sorusu ortaya
çıkıyor.
Bir başka çelişki de müdahale edilmemesinin gerekçesi olarak
şirketi veya piyasayı ürkütmeme düşüncesine ilişkin ifadelerde ortaya çıktı. Sermaye
piyasası düzenlemesinin amacı şirketleri rahatsız etmemek değil, yatırımcıyı
korumak ve piyasanın kurallara uygun işlemesini sağlamaktır. Şüphe bulunan bir
durumda zamanında müdahale etmek, piyasaya zarar vermek değil, daha büyük bir
zararı önlemek için gereklidir.
SPK başka yere, Takasbank başka yere, Borsa İstanbul
başka yere bakıyor
Komisyonda tartışılan ikinci sorun, kurumların sorumluluğu
nasıl tanımladığıdır. Elbette bu kurumların görevleri aynı değil. SPK
düzenleyici ve denetleyici otoritedir; Borsa İstanbul'un ve Takasbank'ın ise
farklı işlevleri ve yükümlülükleri bulunur. Her kurumun hukuki sorumluluğu
kendi yetki alanına göre belirlenmelidir.
Ancak bir sistemde her kurum yalnızca kendi yaptığı
bildirimi anlatıyorsa; o zaman “Hangi kurum, hangi aşamada neyi biliyordu?
Hangi kontrolü yapmalıydı? Hangi uyarıyı gördü veya görmesi gerekiyordu? Ve
hangi müdahale yapılmadı?” sorusu karşımızda duruyor. Bu sorulara
belgelerle cevap verilmeden, sorumluluğun kimde olduğu tartışması tamamlanmış
sayılamaz.
Yüz milyarlarca liralık para hareketi nasıl açıklanacak?
Komisyonda gündeme gelen bir başka başlık da yatırımcıların
satışları ve paranın yurt dışına çıkarılmış olabileceği yönündeki iddialar. Aktarılan
ifadelerde, banka ve aracı kurumların şüpheli işlem bildirimi yapmaması
durumunda inceleme sürecinin nasıl ilerlediği tartışıldı. Yurt dışına
aktarıldığı iddia edilen tutarların hangi kanallardan hareket etmiş
olabileceğine ilişkin olasılıklar da dile getirildi.
İşte burada dikkatli olmak gerekiyor! Bir paranın yurt
dışına çıkarılmış olabileceğini söylemek, bunun gerçekleştiğinin kanıtlandığı
anlamına gelmez. Aynı şekilde şüpheli işlem bildiriminin yapılmamış olması da
tek başına herhangi bir kurumun suç işlediğini göstermez.
Fakat iddia edilen para hareketlerinin boyutundan dolayı, “Hangi
hesaplardan ne zaman ne miktarda para çıkışı gerçekleşti? Bankalar ve aracı
kurumlar hangi işlemleri izledi? Şüpheli işlem değerlendirmeleri hangi
ölçütlerle yapıldı? Yurt içi ve yurt dışındaki hesaplara ilişkin incelemeler
hangi aşamada? Varsa el konulan mal varlığı ne kadar ve yatırımcıların zararını
karşılamaya yeterli mi?” sorularının cevabı hayati önem taşıyor:
Asıl hukuk sınavı takası kesinleşen yatırımcıda netleşecek!
Tartışmanın yatırımcılar açısından en hassas noktası ise
satış emri vermiş ve takas işlemi kesinleşmiş kişilerin hukuki durumu. SPK, fonun
temerrüde düşmesi veya fiyat açıklamaması gibi durularda yatırımcının alacaklı
değil, fon paydaşı olarak değerlendirilebileceğini söylüyor. “Fon paydaşı
olmak ile takası kesinleşmiş bir satış işleminin alacaklısı olmak, her durumda
aynı hukuki statü müdür?” sorusuna da birinin cevap vermesi gerekiyor.
Bu iki durum birbirinden farklı olabilir. Fon payına sahip
olmaya devam eden bir yatırımcının konumu ile satış işlemi tamamlanmış ve
ödemesi yapılmamış bir yatırımcının konumu aynı hukuki değerlendirmeye tabi
tutulmayabilir.
Ancak şu konuda bir tereddüt olmamalıdır: “Yatırımcıların
hukuki statüsü, tasfiye sürecini kolaylaştırmak amacıyla belirsiz
bırakılmamalıdır. İşlemlerin niteliği açık, gerekçeler denetlenebilir ve
kararlar yargısal incelemeye elverişli olmalıdır.”
Çünkü takas kesinliğine güvenerek işlem yapan yatırımcı,
işlem tamamlandıktan sonra kuralların kendisi bakımından nasıl uygulanacağını
bilmek zorundadır.
Güven, açıklamayla değil, hesap verebilirlikle yeniden kurulur.

Yorumlar
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com