Emeklilik müjde değil, geçim savaşına dönüştü!

Türkiye’de emeklilik, yıllarca
çalışıp prim ödeyen yurttaşların huzur içinde yaşayacağı bir dönem olması
gerekirken, milyonlarca insan için geçim mücadelesine dönüştü. Bugün emekli,
mutfak masrafını mı karşılayacağını, kirasını mı ödeyeceğini, ilacını mı
alacağını hesaplıyor. Bir ömür çalışmanın karşılığı yoksulluk olmamalıdır.
Yeni Yol Hatay Milletvekili
Necmettin Çalışkan’ın en düşük emekli aylığının asgari ücret seviyesine
çıkarılması ve bayram ikramiyelerinin artırılması yönündeki önergesinin TBMM
Genel Kurulu gündemine alınmaması, emeklilerin sorunlarını yeniden gündeme taşıdı.
Ancak mesele yalnızca taban
aylığın artırılması değil ki…Türkiye’nin ihtiyacı, emeklilik sisteminde yıllar
içinde oluşan adaletsizlikleri giderecek kalıcı bir reform olmalıdır.
2026 yılında net asgari ücret
28 bin 75 lira 50 kuruş, en düşük emekli aylığı ise 23 bin 552 liradır. Aradaki
fark 4 bin 523 lira 50 kuruş. Başka bir ifadeyle en düşük emekli aylığı, asgari
ücretin yaklaşık yüzde 84’ü düzeyinde.
Yıllarca çalışmış bir insanın
emeklilik döneminde asgari ücretin altında gelirle yaşamaya mahkûm edilmesi,
sosyal devlet anlayışı bakımından ciddi bir sorgulamayı gerektiriyor.
Peki, 7200 veya
9000 gün prim ödeyen emeklinin hakkı nerede?
Sosyal güvenlik sisteminde
2000 ve özellikle 2008 sonrasında yapılan düzenlemeler, emekli aylıklarının
hesaplanma yöntemini önemli ölçüde değiştirdi. Aylık bağlama oranları (ABO) ve
güncelleme kuralları, emeklinin aldığı maaşı belirleyen temel unsurlar arasında
yer aldı. Bu değişiklikler, uzun yıllar çalışıp yüksek prim ödeyenlerin
katkılarının aylıklarına yeterince yansıyıp yansımadığı bugün ciddi bir
tartışma konusu haline dönüştü.
Bütün emeklilerin aynı maaşı
aldığını söylemiyorum. Ancak düşük kök aylıkların taban ödeme uygulamasıyla
tamamlanması, farklı prim geçmişlerine sahip emeklilerin gelirlerini birbirine
yaklaştırdı. Bu nedenle yalnızca herkese aynı miktarda zam yapmak,
yüksek prim ödeyenlerin yaşadığı adaletsizliği de tek başına çözmüyor.
Çözüm, prim gününü, prime esas
kazancı ve çalışma dönemlerini dikkate alan kapsamlı bir intibak
düzenlemesinden geçiyor. Bunun yanında emekli aylıklarının gerçek alım gücünü
koruyacak, açık ve öngörülebilir bir güncelleme sisteminin kurulmasından
geçiyor.
Dolar ve altın
karşılaştırmaları da emeklinin ekonomik kaybını anlamak açısından önemlidir.
Ancak tek başına döviz kuru veya altın fiyatı, emekli aylığının yeterliliğini
ölçmeye yeter mi? Emin değilim…
Enflasyon, kira, gıda ve temel
tüketim giderleri birlikte değerlendirilmelidir. Amaç, maaşları mutlaka dolara
ya da altına endekslemek değil, emeklinin satın alma gücünü korumak olmalıdır.
Çünkü emeklilik bir lütuf
değil, yıllarca ödenen primlerin ve verilen emeğin karşılığıdır. Meclis’te asıl
tartışılması gereken, geçici zamların ötesine geçerek emeklilikte adaleti nasıl
sağlayacağımızdır.
Emekliye sadaka değil, hakkı verilmelidir. Yıllarca çalışmanın karşılığı müjde olmalı, yoksulluk, geçim korkusu olmamalıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com