Ortadoğu’da yükselen savaş tamtamları yalnızca bölgeyi değil, dünya ekonomisinin kırılgan damarlarını da titretiyor. İran’a yönelik baskı ve saldırı söylemleri sürerken, Washington’un dünyaya anlattığı hikâye yine aynı: “nükleer tehdit.” Oysa İran’ın nükleer programının temelleri, bizzat Batı’nın açık desteğiyle, Şah Rıza Pehlevi döneminde atılmıştı.
1979’daki İran Devrimi sonrasında bu program kesintiye
uğradı; ardından yıllar içinde gizli ve tartışmalı bir şekilde yeniden
geliştirildi. Bugün ise ABD ve İsrail, bir zamanlar desteklenen bu programı
gerekçe göstererek İran’ı hedef tahtasına koyuyor.
Ama hikayenin aslı astarı İran’ın küresel piyasaların yüzde
20 altında fiyatla petrolün Çin’e satışını durdurmaması. Bu durum Çin’e ‘ucuz
enerjiye erişim’ gibi çok büyük bir avantaj sağlıyor. Ucuz enerji ise Çin’in
üretim maliyetlerini düşürüyor ve küresel rekabette elini güçlendiriyor.
Enerji damarı geriliyor
Dünya petrol ticaretinin can damarı sayılan Hürmüz Boğazı üzerindeki
her gerilim, küresel piyasaların tansiyonunu yükseltir. Çünkü bu dar boğazdan
geçen enerji, yalnızca tankerleri değil, dünya ekonomisinin çarklarını da
hareket ettirir.
Petrol fiyatları yükseliyor. Doğalgaz piyasası geriliyor.
Navlun maliyetleri uçuyor. Tedarik zincirleri kırılıyor. Enerji pahalanınca
üretim maliyetleri artıyor, maliyetler artınca enflasyon yükseliyor. Enflasyon
yükselince büyüme yavaşlıyor.
Kısacası, savaşın ilk kurbanı çoğu zaman barut değil, fiyat
istikrarı oluyor.
Merkez Bankalarının kabusu…
Enerji fiyatları yükseldiğinde küresel ekonominin
direksiyonundaki merkez bankalarının manevra alanı daralır, elleri zayıflar.
Başta ABD Merkez Bankası FED olmak üzere merkez bankalarının
beklenen faiz indirimleri bir anda rafa kalkabilir. Aynı baskıyı Avrupa Merkez Bankası
ECP de hisseder.
Bu tablo küresel ekonomi için tanıdık bir kısır döngü
yaratır:
Yüksek enerji fiyatı → yüksek enflasyon → yüksek faiz → düşük büyüme.
Türkiye için kırılgan denklem
Enerjide dışa bağımlı bir ekonomi için bu gelişmeler daha da
ağır sonuçlar doğurur. Türkiye petrolünün neredeyse tamamını, doğalgazının
büyük bölümünü ithal ediyor.
Petrol fiyatındaki her sıçrama Türkiye’de dört başlı bir
fırtına yaratır:
- Döviz
ihtiyacı artar
- Cari
açık büyür
- Kur
baskısı yükselir
- Enflasyon
tırmanır
Yani Ortadoğu’daki bir kriz, Türkiye’de market raflarına ve
akaryakıt pompalarına kadar uzanır.
Savaşın sessiz cephesi: Gıda
Jeopolitik gerilim yalnızca enerji piyasalarını değil,
sofraları da vurur. Gübre, tahıl, pirinç ve şeker gibi kritik ürünlerin
sevkiyatı aksamaya başladı, dünya gıda piyasasında daralma verileri gelmeye
başladı.
Pandemide yaşandığı gibi yeni bir küresel enflasyon
dalgasına doğru gidişin başlarında olduğumuzu söyleyelim.
Ekonominin gerçek cephe hattı
Savaşların cephe hattı yalnızca haritalarda çizilmiyor.
Petrol fiyatlarında, faiz kararlarında, market etiketlerinde
ortaya çıkıyor.
Bugün dünya ekonomisi tam da böyle bir eşikte duruyor. Eğer
gerilim büyürse, sadece füze menzilleri değil, enflasyon ve ekonomik durgunluk
da küresel ölçekte yayılacak.
Ve her zamanki gibi faturayı önce piyasalardaki kırılgan ekonomiler ödeyecek.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com