
Ekonomide yaşanan sıkıntılara çözümün 10 bin ton olduğu
söylenen altınların çıkarılması ile çözüleceği sanılıyor. Enflasyona çözüm bulamayan
Merkez Bankası da ‘altın yüzünden’ demeye başladı. Banka meteoroloji müdürlüğü
gibi yağışların azlığı çokluğu bahanesinin enflasyon için inandırıcı olmadığını
anlamış olacak ki; şimdi yastık altındaki altınlara taktı kafayı. Yastık altında
ne kadar olduğunu sayamayacağımıza göre salla gitsin “600 milyar dolar
değerinde altın var” dedi.
Yurttaşların, enflasyon karşısında elinde avucundakini altın alarak koruyacağını düşünmesi
de ‘Meteoroloji Bankası’na bu yorum fırsatı veriyor.
Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar da Türkiye’nin toprakları
altında çıkarılmayı bekleyen toplam değeri 1.5 trilyon dolar olan 10 bin tonluk
dev altın rezervi müjdesini veriyor.
Bu esnada bir haber çıkıyor, “Kastamonu’da tam 80 bin futbol
sahası büyüklüğündeki 571 kilometrekare alan maden ruhsatı için satılığa
çıkarıldı. Kastamonu’nun yüz ölçümü 1834 kilometrekare. Yani kentin 3’te 1’i
madenler için tapulanıyor. Sarımsak, pirinç üretiminin yanı sıra yerleşim
yerleri de tehdit altında” diye…
Yerleşim yerleri neden tehdit altında? Tutarsız tarım politikaları nedeniyle karnını doyuramayan insanların ekmeğini şehirlerde aramasından dolayı. Kırsal terk edilince, yerleşim yerleri tehdit altına giriyor. İnsanlar ise şehirlerde daha büyük açlığa, yoksulluğa geliyor.
Şehirlerde insanların ekonomik durumu ise akşam saatlerinde
semt pazarlarından ürün alma derdine düşülmesi, çöplerin karıştırılması ile zaten gözümüze sokuluyor. Dolayısıyla şehre gelenler arasında durumu çok
kötü olanların sayısı hayli fazla. Gelenler şehirle de başa çıkamıyor.
Şehirde durum böyleyken insanlar bu yaşamı gördükleri halde neden
kırsaldaki hayatlarını bırakıp da geliyor sorusunun cevabı da işte kafayı
bozduğumuz ‘Altın aramayla’ ilgili…
Öte yandan tarımdan uzaklaşıldıkça, araziler madencilere açılıyor. Kırsalda hayat zorlaştırıldıkça şehre göç artıkça, meraların madencilere
açılması da bir politika mı diye düşünmeden edemiyor insan...
Madencilik faaliyetlerinin canhıraş savunulmasının altında, jeopolitik
karışıklığın altın fiyatlarını fırlamasının yattığı görülüyor. Durum
böyle olunca meralar da maden keşfi için kazılıp duruyor.
Maden aramalarının doğada katliam oluşturduğunu raporlayan
TEMA Vakfı, “Suyumuz, toprağımız, zeytinimiz, ormanlarımız ve
kültürel varlıklarımız, Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar tehlike
altında!” diyor, ama dinlenilmiyor.
Sadece Kastamonu mu? Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin teknik
raporunda, “Milas ve Yatağan’daki maden sahalarının genişletilmesi
halinde bundan 57 köy etkilenecek, 25 köy ise doğrudan maden sahası içerisinde
kalacak” deniliyor. Kimse umursamıyor.
Kafayı altınla bozduk…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com