
Ekonomi yönetiminin ve onlara hak veren iş dünyamızın bazı profilleri 2026 yılına büyük umutlar bağlayan mesajlar verse de 2026’da ekonominin nasıl olacağına ilişkin ilk veriler TÜRK-İŞ’in açlık ve yoksulluk rakamları ile bir fikir verdi.
Türkiye ve dünyadan son dakika ekonomi ve politika haberlerini, finans dünyasına dair güncel haberleri okuyabilirsiniz.
Kalıcı yaz saatinin Türkiye’nin enerji faturasını düşürüp düşürmediğini sorgulamaya devam ediyoruz. Bu bölümde uygulamanın etkilerinin çalışma hayatı ve günlük yaşam ile eğitim ve toplum psikolojisi yönüyle irdeleyelim.
Sonunda da çözüm önerimizi verelim…
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, geçtiğimiz yılın kasım ayında yaz saati uygulaması sayesinde 2016’dan bu yana 13 milyar kilovatsaat enerji tasarrufu sağlandığını söyledi. CHP’li Ali Karaoba'nın ise uygulamanın başladığından bu yana geçen 9 yılda yapılan tasarrufun kişi başı 1 doların bile altında kaldığını söylemesi dikkat çekti.
Biz de hakikaten övünülen tasarruf büyüklüğü karşısında ‘atılan taşın kurbağayı ürkütüp ürkütmediğine’ bakalım istedik.
Asgari ücrete yüzde 27’lik artış oldu. Bu artış, asgari ücretli olmayan kesimlerde de bir beklenti yarattı. Ama öyle bir durumdayız ki, ücretlere gelen zammı devlet belirliyor. Halbuki örgütlü ve sendikalı olarak pazarlıkla bu zamları belirleyebilmeliyiz. Ama pazarlık gücümüz yok. Tepeden yüzde 25-27 olacak deniliyor ve o oranda karar kılınıyor. Sesini çıkarabilen var mı, yok?
Dar ve sabit gelirliler üzerinde TÜİK marifetiyle ‘sefalet ücretine’ devam edilirken, istenirse ücretliler üzerindeki vergi dilimi yükü bir nebze de olsa düşürülebilir…
Çoğunuzun bildiği bir konudan bahsedeceğim.
Yılın son günü TÜİK’ten “Yoksulluk ve Yaşam Koşulları İstatistikleri, 2025” verileri geldi. Verilere bakınca TÜİK’in enflasyondan sonra yoksulluğu da ‘dize’ getirdiği görülüyor. TÜİK’e göre göreli yoksulluk oranı 0,6 puan düşerek yüzde 13 olmuş.