Türkiye her ekonomik sıkışıklığını, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kurulan kamu işletmelerini satarak ya da işletme hakkının devri ile başlayan özelleştirmelerle aşmaya çalışıyor. Ama özelleştirme; gelecekteki kazançtan iskonto yaparak vazgeçmekten başka bir şey değildir. Ya da iskontolu mal satışı demektir.
Nitekim yine gündeme gelen 10 otoyol ile 2 boğaz köprüsünün özeleştirilme
kapsamına alınması da 2018 yılında kararlaştırılmıştı. Cumhuriyetin kazanımlarından
olan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü 1973’te, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü 1988’de
yapıldı. Köprülerin maliyeti o günden bu zamana kadar yurttaşların her geçişinden
elde edilen vergilerle ödendi.
2012 yılında köprülerin 2 bin kilometre (1.243 mil) otoyol
ile birlikte özelleştirilmesi için yapılan girişimde 5,7 milyar dolarlık bir
teklif kabul edildi. Ancak süreç, o dönem başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep
Tayyip Erdoğan’ın 7 milyar doların altındaki satışa sıcak bakmaması ile durdu.
Şimdi ise haberlere düştüğüne göre Londra merkezli Ernst &
Young LLP (EY) adlı şirket, İstanbul'un Avrupa ve Asya yakalarını birbirine
bağlayan 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nün yanı
sıra 10 ücretli otoyolun işletme haklarının satışında hükümete danışmanlık
yapacak.
Deloitte LLP, PricewaterhouseCoopers LLP ve KPMG LLP ile
birlikte en büyük dört muhasebe ve denetim firmasından biri olan EY’nin
internet sitesine yer alan bilgilere göre, daha önce de Türkiye’deki köprü,
otoyol ve hastane projelerinde finansal danışmanlık hizmetleri verdi.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ise geçtiğimiz
temmuz ayında, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden
günde toplamda yaklaşık 430 bin araç geçtiğini açıklamıştı. Köprülerden geçiş
ücreti 1 Ocak’tan itibaren her yön için 59 lira olarak belirlenmişti.
Ancak bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor.
Her yapılan özelleştirme ileride beklenen kamu gelirinden
vazgeçilmesidir. İşin kötü tarafı ise ileride beklenen kamu gelirinin şimdiden
iskonto edilerek özel sektöre verilmesidir. Böylece aslında gelecek nesillere
kalacak kamu gelirinin özelleştirme ile iskonto edilerek bugünden harcanması
demektir.
Geçmiş özelleştirmelere bakıldığında; 1985’ten 2015’e geçen
30 yılda, 67 milyar dolar özelleştirme geliri elde edildi. 271 kuruluş, 1677
taşınmaz özelleştirme kapsamına alındı. Türk Telekom, Tüpraş, Erdemir, Petkim,
Bedaş, Ayedaş gibi yüzlerce kurum ve kuruluşun özelleştirildiği 30 yıllık
süreçte, yılda ortalama 2.2 milyar dolarlık özelleştirme geliri elde edildi.
Geçen 15 yıl boyunca 101 kuruluşta bulunan kamu payları ile
10 liman, 85 elektrik santrali, 40 işletme, 11 otel/ sosyal tesis, 3 bin 631
taşınmaz, 37 maden sahası, 3 gemi, 6 bin 808 kalem makine-teçhizat, 155 adet
isim hakkı/marka ve araç muayene hizmetleri özelleştirildi. Özelleştirmede
hedef daha da büyütüldü. 2018’de aralarında maden ocakları ve şeker fabrikaları
özelleştirilmelerinin de olduğu 320 ihale devreye sokuldu.
Özelleştirmenin “yeni” modeli olan Kamu Özel İşbirliği (KÖİ)
projelerinin büyüklüğü de 60.7 milyar dolara ulaştı.
Ama aslında özelleştirmelerle kamusal yarar ortadan kalkarken, toplumsal eşitsizliklerin derinleştiği de göz ardı ediliyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com