
Dünyada bu yıl ve önümüzdeki yıllarda yaşanacakların bizi etkilemeyeceğini söyleyemeyiz. Ancak, bize ait sorunlarımızı çözemezsek, bizim gibi ülkelerde küresel risk etkisi katlamalı olacak
23 Ocak tarihine kadar İsviçre’nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun 56. Yıllık toplantısına klasik olarak iş dünyası, hükümet liderleri, uluslararası kuruluş temsilcileri, sivil toplum ve akademiden katılımcılar olur. Forum öncesi bir de çöküntüye girdiği, ülkelerin devlet başkanlarını yatağından alan mafya devlete dönüşen kapitalist sistemin kurucuları tarafından da dünyayı daha da kaygıya sürükledikleri “2026 Küresel Riskler Raporu” yayımlandı. Bir anket ile rapor hazırlanıyor.
Ankete katılanlar
devletlerarası çatışma, aşırı hava olayları, toplumsal kutuplaşma ve yalan
haber ve dezenformasyonun en büyük küresel risk olduğunu dile getirmişler. Tahmin
edileceği gibi raporda da 2026’da jeoekonomik çatışma riski ön
planda gösterildi.
Çökme belirtileri
artık ayyuka çıkan kapitalist sistemin yaşaması için başta silah sanayinin
showroom olarak birçok ülkeyi kullanacağının duyurusudur “jeoekonomik
çatışma” ifadesi.
Yine uluslararası ilaç
sektörünün hastalıkları hızla bitirmek yerine, ülkelerin ekonomik bağımlılığını
yaratma amaçlı uzun süreli tedavi süreci yaratmanın altında da çöken kapitalist
sisteme kaynak oluşturma yatıyor.
Dünyada bu yıl ve
önümüzdeki yıllarda yaşanacakların bizi etkilemeyeceğini söyleyemeyiz. Ancak,
bize ait sorunlarımızı çözemezsek, bizim gibi ülkelerde küresel risk
etkisi katlamalı olacak.
Biz de ekonomik
zorluklar her geçen gün daha da derinleşiyor ve insanlarımızın yaşamlarını
doğrudan etkiliyor. Bir türlü önüne geçilemeyen hayat pahalılığı, gelir
dağılımındaki adaletsizlik insanları canından bezdirir hale getirdi. Temel
ihtiyaçları karşılamada yaşanan güçlükler ve gelir dağılımındaki zengin ile
fakir arasındaki uçurum da her geçen gün açılıyor.
Ülkemizde ortalama 16
milyon emekli var. Sürekli yükselen enflasyon karşısında emekliler de aldıkları
maaşla geçinemez durumda. Verilen ücretlerin sefalet ücreti olduğu o kadar
kabul ediliyor ki, en düşük emeklinin maaşı artırma yoluyla mutlu olmaya çalışıyoruz.
Bu ücretlerle en temel
ihtiyaçların karşılanması imkansızken, bir de barınma sorunumuz var. Kiracı
olan kesimlerimiz ekonomik krizi iliklerine kadar hissediyor. Asgari ücret ile
yarışır hâle gelen kiralar, özellikle büyük şehirlerde yaşayan kiracıları ciddi
anlamda zorluyor. Ev sahibi olmak ise artık bir hayal oldu. Sadece yüksek gelir
grubuna mensup bireyler ancak ev sahibi olabiliyor.
Tüm bunlarla birlikte
ekonomik darboğaz, yalnızca bireyleri değil, aile yapımızı ve toplumsal
dengeleri de ciddi şekilde sarsıyor. 15-16 yaşındaki gençlerin bıçaklı
düellolarının aile içerisindeki ekonomik sıkıntının dışa yansıması olduğunu kim
reddedebilir.
Görünen o ki; bizdeki
sorunlara hızla çözüm getiremezsek, küresel riskler öyle bir zemin yaratmış
durumdaki; kutuplaşma, eşitsizlik, ekonomik durgunluk onlarca yıl başımızın
belası olmaya devam edecek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
cemilcahitsaracoglu.blogspot.com